27 Ekim 2009 Salı

Aşk yalnız bir operadır


Öyle tesadüfler oldu ki hayatımda şaşırmadım, alıştım ... Ta ki sen gelene kadar, öyle garip bir duygu ki, duraklarda benden beş dakika önce indin, belki de ben geç kalırken sen çoktan işini bitirmiş evine gidiyordun. Aramızda 10 metrelik bir mesafe olmasına rağmen 3 yıl birbirimizi görmeyip, 3 yılın sonunda karşılaşmamız, kader denilen şey belki de bu, bizim yaşadığımız.
Artık seninleyken şaşırmıyorum demiştin bana, bende öyle. Tam müzik dinlerken bana bir ismi ve onun bir şarkısını söyledin, olaya bak ki tam sen bunu dedikten sonra o şarkı çaldı. Böyle devam edip giden bir sürü enteresan tesadüfler oluştu hayatımızda.

Ben herşeyden habersiz bir şekilde sadece sevdiğim şairlerden bir kaçının kitaplarını eline sıkıştırırken seçtiğim şiirin senin canını bu kadar acıtacağını bilmiyordum, sizin hiç babanız öldü mü şiirini seçmem ve 2 gün sonra senin babanı bir trafik kazasında henüz 5 yaşında bir çocukken kaybettiğini öğrenmem yüreğimde acını hissedecek kadar yetti bana.
O kadar şiirin içinden ne hikmetse onu seçmem ve senin şiire baktıktan sonra, daha sonra okurum ben Cemal Süreya'yı deyip şiirini okuyamaman, herşey yeni yeni oturdu daha.

Karşılıklı ağlamalarımız, sarıldığımızdaki heyecanımız, hastahanede başımda bekleyişin ve gözündeki korkular, endişeler, üzüntü ... Senin de dediğin gibi sanki doğduğumdan bu yana benimleydin, sanki hep vardın.
Bir ömür yetmez seni yaşamama dedin ya, bir ömür yetmez benimde seni yaşamama.
Unutamayacağımı sandığım insan unutulmaya yüz tuttu, herşey silindi gitti senin bana gelişinle. İnanmalısın artık, aklımda, fikrimde, kalbimde sadece sen varsın, ben sende bütün aşklarımı temize çektim .
Dedim ya senin gelişin bir devrim gibi oldu bana, yaşadığım en güzel devrimsin...
Şarkılardan birinde de dediği gibi, Ha ben sana yollanmışım ha Muhammed miraca ...

Her defasında beni bırakma diyorsun ya deme, bu kez bırakan ben olmayacağım, bu kez bırakmak olmamalı ... Sürekli beni kaybetme korkusu içindesin, olma , kaybetmeyeceksin.
Yaşamın en güzel yanı seninle olmakmış, kısa bir zamanda oldu herşey ama aşkın ölçütü ne zaman ne de başka şeyler. Yüreğime dokunduğunu hissettiğim an aşık oldum sana, tüm umutlar tükendiği an seninle herşey yeniden başladı ...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hastayım


Birkaç gündür bende acayip belirtiler vardı, durduk yere sancı girmesi, kanama v.s tabi ben her zaman ki gibi önemsemedim, dün akşam sevgilim ben ve bir arkadaşım kahve içmeye dışarı çıktık, durduk yere yine bana sancı girdi ben yine çaktırmamaya çalıştım. Eve geldim biraz zaman geçti, tam yatmaya hazırlanırken öyle bir ağrı saplandı ki gözümden yaş geldi, hemen sevgilimi aradım hastahaneye gittik, muayenedir, tahlildir, baya ağır bir iğne vuruldu bana, iğneden sonra tam kapıya doğru gidiyorum insanlar bana doğru geliyor, hemşireler v.s sonra birden herşey dönmeye başladı ve bayıldım. Uyandığımda sevgilimin nasıl korku içinde olduğunu gördüm, eli ayağı birbirine karışmış, uyandım fakat bu kezde titreme tuttu beni. O yüzden bir süre hastahanede gözlem altında kaldım.

Bugünde tutturdum okula gitmek için, okuldan önce kuaföre uğradım oturdum muhabbet ediyorum falan çantamı almak için ayağa bir kalktım tekrar bayıldım.
Okula falan da gidemedim, bir de fakültede bayılmayayım :S
Sevgilimle ilişkiye başladık başlayalı ben paso hastayım şansıma, öksürük, grip derken bir de bu çıktı başıma. Bir an önce eski dinamik hallerime dönmeliyim, böyle gitmez, gitmemeli :)))

21 Ekim 2009 Çarşamba

Herşey çok güzel olacak


Dün çok halsizdim 2 gündür boğazım berbat durumda konuşurken bile canım acıyor o derece.
Buna rağmen dün beraber tiyatroya gittik ama iyi ki gitmişiz oyun süperdi gülmekten nefes alamadım desem yeridir. Tüm oyuncuların performansı harikaydı. Oyun bittikten sonra Zuhal Yalçın ile görüşmek üzere kulise girmek istedim, görevli öğrenci alamayız diye tutturdu, ben blogger Tuana iletir misiniz diyorum, fakülteden bir kız vardı dedi ki ne Tuanası. Dedim inşallah girip te Tuana blogger diye aratmazlar google'da, yoksa bittiğim andır :)
Kulise girmeyi başaramadım ama pes etmedim tabi, Zuhal Yalçın'ın çıkmasını bekledim ve çıktıktan sonra yanına gidip konuşmayı başarabildim :)
Çok sıcakkanlı, samimi bir insan konuştuktan sonra kendisine olan sevgim daha bir arttı.

Sonra eve geldik, Mozart eşliğinde kahve içtik. O bana klasik müziği aşılamaya çalışıyor bende ona şiir sevgisini :) Şiir kitaplarını serdim önüne bir tanesinde tarih vardı Ahmet Telli'nin Su Çürüdü kitabı, 99'da almışım o kitabı. Durdum bir düşündüm vay be 11 yaşındaymışım bunu aldığımda.
Ablamın dediği gibi baya entel takılıyoruz biz :) Haftaya resim sergisi var ona gideceğiz, öbür hafta da Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu konserine gideceğiz. Bu aralar neyi seviyorsam ayağıma geliyor resmen, Erkan Oğur hastasıyım ve konserine gidiyoruz, benim için mükemmel birşey bu :)
Umarım herşey böyle devam eder ...

17 Ekim 2009 Cumartesi

Aradığım aşkı buldum sonunda ;)


Uzun bir aradan sonra tekrar aranıza döndüm :) Aşık oldum ! Evet aşık oldum :))
2.5 ay önce falan facebooktan bir mesaj geldi bana, arkadaşımın birisi seni x restaurantta sürekli gördüğünü iddia ediyor bense fake olduğundan yanayım, arkadaşım bir hayalperest öyle değil mi bak iddiaya girdik ona göre :) diye bir mesajdı.
Bense sadece arkadaşın haklıymış boşuna iddia girmişsiniz yazdım ve muhabbet kapandı. Çocuğun profil fotoğrafında yüzü falan hiç görünmüyordu. Zaten önemsemediğim sıradan bir olaydı.

Aradan baya bir zaman geçtikten sonra ben okul için buraya geldim, geldiğimin ikinci günü film v.s almak için dışarı çıktığımda 3 kez biriyle karşılaştım. Çocuğu daha önce hiç görmediğime emindim, çünkü tam benim beğendiğim tiplerden biriydi.
Sonuncu karşılaşmamız filmcide oldu, orda bir an birbirimize gülümsedik ve ben çıktım filmciden.
Eve geldiğimde facebookta gelen mesajlarıma bir baktım fake olduğumu iddia eden çocuk mesaj atmış, 5 yıl boyunca bir kez bile görmedim ama şansa bak ki bugün çok karşılaştık çok diye.
Ben sinir olduğum için bunun bir imla hatasını düzelttim falan derken biz tartışmaya tutuştuk.
Bana sıradan tikky bomboş beyinli tiplere yapılan muamelelerden birini yaptı ve bizim tartışma baya koyulaştı. Derken nasıl olduysa aynı dili konuşmaya başladık bu da kader ve masumiyet filmleri sayesinde oldu. Aynı filmler favorimiz aynı müzikler favorimiz. Derken muhabbet birden rota değiştirdi.

Msn adreslerimizi aldık falan, artık bağımlılık oldu, o proje yapamaz hale geldi ben tüm işlerimi unutur hale geldim. Bu kadar fazla ortak noktamın olduğu bir insan tanımadım daha önce.
Ankara'da bile aynı mekanların müdavimiyiz ve bir kere karşılaşmamışız. Artık kader bu deyip işin içinden sıyrıldık başka çıkış bulamadık.
Mesela ben bir kitaptan bahsediyorum eğer okumadıysa gidip alıyor okuyor falan sürekli bir şaşırtma halinde. En son aynı topluluğa üye olduğumuzu anladık ve daha bir şaşırdık. Aynı topluluktayız ama son toplantılara hiç katılmadığımdan yeni üyelerden bihaberim. Yarın ki toplantıyı kaçırmam artık :)

Esas bomba ise apartmanlarımız yanyana :)
Şok içindeyiz ikimizde, bizim evin orda bir tekel var ikimize de çok yakın ve ben paso oraya gidiyorum o da öyle nasıl orada karşılaşmadık biz, onu geç nasıl dolmuşta denk gelmedik, böyle bir afallama içindeyiz. Onu daha önce görmediğime eminim görmüş olsam unutmazdım sanıyorum, o da öyle :))) Bu kadar yakın olup ta birbirimizi bunca zamandır göremememiz çok enteresan geliyor ikimize de.

Böyle her gün msnde saatlerce konuşur ederken artık bir kahve içme konusunda anlaştık, o kadar gergindik ki ilk başlarda, sonra yavaş yavaş rahatladık falan 1.5 saat falan oturduk sonra ben doğumgünümü geçirmek için şehirdışına çıktım. Geldiğim günün ertesi günü ise baştan sona mükemmeldi. Yemek, film, beyaz şarap, mumlar, müzikler desem yeterli olur sanırım :))
Ertesi günde kapı çaldı ve kapıda kocaman kırçiçeklerinden oluşan buket vardı içinde ise hayatıma hoşgeldin sevgilim yazısı :)

Pazartesi günü beraber tiyatroya gidiyoruz, mükemmel bir ekibin mükemmel bir oyununa .
Sonunda aradığımı buldum ve mutluyum :)
Bülent Ortaçgil'in Eylül Akşamı şarkısı hislerimi en iyi anlatan şarkı :))

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Özetle İstanbul günleri


İstanbul günlerim çok güzel geçti, özlemişim baya gidince daha iyi anladım. Otobüsten indim, baktım kardeşim kollarını açmış bekliyor, o mutlulukla zaten bavulları falan unuttum koştum yanına :) Çok özlemişim ya, mükemmel günler geçirdik ama o erken döndü İstanbul'dan bende diğer arkadaşlarla devam ettim İstanbul seferime :)

Nevizade'de fasıla gitmeye hasret kalmışım ve bu hasretlikle çalgıcıları masaya bağlamam gayet olağan oldu.
O kadar abarttım ki son şarkı diye diye çaldırmadığım parça kalmadı, kafam o kadar iyiydi ki adamlar çalıyor ben söylüyorum, normalde kalabalıkta söylemem ama o gün nolduysa tutamadım kendimi :) Mekandaki en genç bizdik yine en çok istek bizden geldi, öyle ki giderken kemancı el salladı bana :))
Gecenin sonu fenaydı tabi, elimde topuklu ayakkabılarla yalınayak yürüdüm taksimde desem durumu izah etmiş olurum sanırım :)

3 gün üst üste fasıl yapınca türkü bara gitmemek olmazdı, en güzeli de o oldu zaten.
Sesim kısıldı söylemekten, bir tane de bilmediğim, sevmediğim bir türkü çalmadılar. Gece 3'e kadar ağzımı kapatmadım, sürekli bir türkü söyleme halindeydim. Mükemmeldi ya o gece, sınıftan bir arkadaşımla gittim türkü bara, yalnız ben o kadar uçmuşum ki alevi sandılar sanırım :)) Solist Pir Sultandan girince öyle böyle değil kendimizi kaybettik, transa geçtik :))
Arkadaşım diyor ki; hadi ben aleviyim de sana noluyor gören en ateşli alevi zanneder diye. Hakikaten manzara öyleydi ama :) Es geçmeyim mekandaki bağlamacı da mükemmeldi, hakkını yememek lazım çocuğun :)
Çok güzeldi o gece, arabada giderken son ses açtık bu benimki sevda değil'i, resmen uçtuk :)
Ne şanslıyım ki, Mustafa Özarslanı dinleme şansına nail oldum, ertesi gün arkadaş aradı bil bugün nereye gidiyoruz, nereye dedim Mustafa Özarslanı dinlemeye dedi, ben mutuluktan uçtum gidene dek. Olağanüstüydü, harikaydı, sesinin bende bağımlılık yarattığı kadar vardı, hayranlığım bin kat daha arttı. Bir ay doğarı bir söyledi var ya yok böyle birşey olamaz ya. Ruhum bedenimden ayrıldı sandım, o derece. İstanbulda olsaydım eğer, her hafta giderdim onu dinlemeye.
Son günümde yine okuldan arkadaşlarımla buluştum benim Sivaslı tayfa ile, bir an sandım ki hepimiz mezun olmuşuz İstanbuldayız öyle takılıyoruz, o an öyle hissetmek bile güzeldi. Üstüne bir de üniversiteden biriyle denk gelince taksimde, tamam dedim biz mezun olduk herhalde, geceyi Ortaköyde sonlandırdık, gelecekte yine hep beraber İstanbulda olmamızı diledik ve İstanbuldaki son gecem bitti :(

Herşeyiyle çok özlemişim be İstanbulu. Yine içimden birşeyler bıraktım İstanbulda öyle döndüm. Ekim sonunda tekrar buluşmak üzere İstanbul...

11 Ağustos 2009 Salı

Yarim İstanbul


Bir gün kaldı dalgaların türküsüyle kucağına beni almana, martıların kesik çığlıklarını şimdididen duyar gibiyim. Geliyorum sevgilim, kederli her olduğum vakit seninle olmanın hayalinden aldığım hazla geliyorum eşsiz kucağına .

Dertlerimi limanlarına zincirleyip bıraktıktan sonra, martıların ve dalgaların türküsüyle beni iyileştirmen için geliyorum. Bazı zayıf hatıralarımı canlandırmak için geliyorum, her ne kadar bu hatıralar enkaz altında kalmaya mahkum kalsalarda. Beşiktaş iskele çay bahçesi yerinde kalamasada, çocukluğumla beraber yıkılsa da geliyorum ...

Çengelköy'de sana uzanarak, kurşun rengi demlenen çayımı içerken gözlerinle buluşmaya geliyorum ve sende kaybolmaya...

Kuzguncuk'ta eski halini yaşamak... Dudağımda eski bir İstanbul türküsüyle Arnavut kaldırımı sokaklarında yürürken , apartmanların hükmedemediği en sevdiğim köşende ayak basmadık yer bırakmamak, ruhunu doyasıya yaşamak için geliyorum.

Henüz gün doğmadan Kızkulesine karşı kendini sana bırakmak ve doğan güne şahit olmak ...
Bu duyguyu anlatacak kelime henüz yok.
Eyüp'te Pierre Loti'de seni her zerrenle kucaklayarak çay içmek ne kadar basit görünsede, yoktur bundan aldığım hazzın tarifi.

Daha nice aşığı olduğum köşelerin; Ortaköy, Haliç, Beşiktaş, Arnavutköy, Cihangir, Beyazıt, Eminönü, Beyoğlu ...

Al beni en saklı kuytularına sakla, en mahrem köşelerinde bırak kalayım ...
İstanbul'um, kırılganım bekle beni, en sevdiğin halimle sana geliyorum ...

08 Ağustos 2009 Cumartesi

Darmadağın oldum


Babamın yanına gideceğim gece, sevinçle otogara gitmiştim, babam otobüse binmeden aradı ve hep suçluyken yaptığı gibi sana şunları aldım bunları aldım deyince dedim birşey oldu .
Tahmin ettiğim şey olmuştu karısı gelmişti. Dedim içimden bu işte bir iş var hadi hayırlısı, acaba gitmesem mi diye düşündüm ablamı aradım git bir gör bakalım dedi tamam deyip yola çıktım.
O kadar çok şey oldu ki orada geçen kısa zamanda, yazmayıp hatırlamamak için iki haftadır yazmadım olanları, yazamadım.
Babamla konuşmuyorum bayadır, ablamlarda öyle. Beni yıktı desem az kalır.

Kadın tek kelimeyle çirkef ve bizi babamdan soğutmak için elinden geleni ardına koymayacak bir tip bu bariz. Tek derdi para, hani çok zengin de değiliz ki neyin peşinde anlamadım.
Resmen çok zenginmişiz gibi absürd isteklerde bulunuyor kadın ya. Böyle görgüsüz bir insan olamaz. 5 gün sabrettim bunun saçma sapan muhabbetlerine, bunların hepsi denizden döndüğümde, babam uyurken oluyor tabi. Babam paso uyudu desem yeridir, zanax kullanmaya başlamış anlayamadım.
Bana da söylemedi içtiği hapa baktım zanax, ağır bir anti depresan ve babam ...
Geldiğim gibi zaten ikinci evliliğin çok zor olduğunu ve mutlu olmadığını belirtti bana.
Normalde neşesi yerinde olan adam dut yemiş bülbül gibiydi.

Neyse bir gün ben arabayı alıp sahile gidecektim o gün ikinci gidişim olacaktı, babamdan anahtarı aldım, büyük ablamla telefonda konuşurken kadın geldi odaya, arabayı paso çalıştırıyorsun senin keyfine göre araba çalışamaz gibi bir laf etti. Ne diyorsun sen anlamadım dedim doğal olarak, çünkü o araba babamdan ziyade benimdi ki öyle olmasa bile o kadının bana böyle birşey demeye hakkı yok.
Neyse bu başladı esas sen ne diyorsun, baban sizin babanızsa benim kocam, bu evde hiçbirinizi istemiyorum demeye, benim şalterler attı, babam geldi noluyor diye, dedim tepki vereceksen ver benim ar damarıma basıyor, bu esnada telefon açık ve ablam şokta baktım babam tepki vermiyor, kadın bir de üstüne üstlük ben sizin ananıza benzemem deyip, siz hiçbiriniz bana birşey yapamazsınız deyip üstüme yürümeye kalkıp damar noktam olan bir laf etti, babamın araya girmeye çalışması esnasında, o an nolduysa oldu gözüm döndü çok sert bir tokat attım kadına.

Bu bağırıyor falan babam çık git evden dedi buna, bu hala söyleniyor ev benim bilmem ne, çocuklarının hiçbiriyle görüşmeyeceksin falan diye, o an babam beni tutmasa herhalde kadını paramparça ederdim gibi hissettim. Neyse ki çekti gitti.
Babam diyor işte bu iş bitmiştir bilmem ne kimse evladıma böyle diyemez. Ben bağırdım tabi babama, sen nasıl bana bunları söylettirirsin noldu sana böyle diye, elim ayağım zangır zangır titriyor. O an gerçekten babam gözümden düştü normalde damar noktama basan bir insana dünyayı dar eden babam, anneme bile bunları söyletmeyecek olan babam bunları bana söylettirdi ya.

Kadın öyle çirkef ki tokat yüzünden savcılığa gidip beni şikayet ediyor, komedi ya tokatı savcılık kayla bile almaz bunu babamda biliyor, kadının amacı savcılığa giderek beni oradan göndermekti zaten. Babam cins zaten dedim ben gidiyorum ifade vereceğim, babam diyor gidemezsin bilmem ne. Ablamlar çıldırdı tabi, büyük ablam birde canlı canlı tanık olduğu için, telefonu açık bırakmıştım herşeyi duyduğu için aşırı öfkeliydi.
Hemen buraya geliyorsun orada kalamazsın, gelmezsen biz geliriz dedi. Bende zaten kalmazdım daha orada, babama ben dedim gidiyorum, elim ayağım titriyor öyle böyle değil, babam otogara bıraktı beni çekti gitti ya.

O an hissettiklerimi anlatamam, otobüsün kalkmasına 2 saat var ve ben gece 3 te orada olacağım babamın umrunda değil. 2 saat orada öylece bekledim.
Otobüse binmeden ablam aradı babam kadını geri almış eve diye. O an var ya herşey bitti benim için bitti yani ötesi yok...

Babam başına büyük bela almış ta haberi yok, kendi mezarını resmen kendi kazdırıyor.
Kadın tamamen para için gelmiş bu bariz, neymiş efendim havuz yaptırmalılarmış falan böyle şeyler diyor paso. Kendimi o kadar gün zor tuttum.
Babamla iki saniye bizi yalnız bırakmıyor, babam uyurken bana sapasaçma konuşuyor.
Dedim; Allah sabrımı sınıyor hadi hayırlısı.
Kendi evimde buzdolabını açamadım ya böyle birşey olamaz...
Babama da helal olsun hiçbir tepki koyamadı buraya yazmadığım şeyler oldu, olayları detaylarıyla hatırlamak istemiyorum kadın ar damarıma bastı benim.

Sonradan kuzenlerimden halamlardan da bir sürü şey öğrendim. Annemle ilgili gece 10lara kadar ders vereceğine çocuklarına baksaymış şöyle böyle diye konuşmasından tut, hanımefendinin bir ilçeden merkeze kadar taksiyle gelip 400 lira pedere taksi parası ödetmelerinden...
Kimse benim annem hakkında konuşamaz hele böyle bir ortalık malı asla !
Babamın bu kadını bırakamamasının tek sebebi elalem ne der.
Elalem ne der diye en başında düşünecektin kendinden 25 yaş küçük kadını alırken düşünecektin artık çok geç !!!
Geçmişte yaptığın hataları telafi etmeye çalışırken birden hatalarına hata ekledin ve bitirdin herşeyi inan bitirdin.

'' Haksızlığı da koydum bavula, yalnızlığı da aldım yanıma, teşekkür ettim herşey adına, gidiyorum gidiyorum ama etmiyorum eyvallah ''

17 Temmuz 2009 Cuma

Mutluyum, gidiyorum :))


Acayip mutluyum, dün babamla telefonda konuştuk, eşi ailesinin yanına gitmiş :)
Yani bu demek oluyor ki on numara vakit geçireceğim bir an önce gitmek istiyorum.
Bu gece 11'de yolcuyum...
Ege sahilleri beni bekle gümbür gümbür geliyorum :)))

15 Temmuz 2009 Çarşamba

İçim ey içim bu yolculuk nereye ?


Tek istediğim, tek bir adreste tatillerimi geçirebilmekti, yine olmadı, yine kaçağım ...
Bir oraya bir buraya sürgünüm yine.
Ama bizim ailemiz nasıl bir olabilir ki, bir haritanın orta yerinden yırtılmış gibiyiz.

Kendi evimiz Ege'de bir sahil kasabasında ve ben tatil için başka yerlere gidip otel köşelerinde kalıyorum ne güzel değil mi ? Akdenizi hiç sevmiyorum gitmek te istemiyorum, otellerden nefret ediyorum, babama anlatamadım bunu.

Dün akşam ablama bir daha gitmeyeceğim evimize bayramlarda dahil dedim, haklısın dedi sustu çünkü diyecek çok birşey yoktu.
Bugün babamın arayıp derhal buraya geleceksin demesiyle şaşırdım.
Bunu demesini beklemiyordum, nasıl yani hemen mi geleyim dedim, hemen bu akşam dedi.
İyi de yanıma oralık birşeyler almadım ki hiç o zaman evime gideyim eşyalarımı toparlayıp geleyim dedim, olmaz sen gel ben alırım herşeyi dedi.
Bu akşam gelemem ama Cuma oradayım dedim.
Evet Cuma günü oradayım ama nasıl olacak merak etmekteyim.
Babamın karısı olmasa herşey on numara olacak ta geriliyorum elimde değil.
Sıkılırsam birşeyler ters giderse babam anında döneceğimi biliyor, ters birşeyler olmaması için elinden geleni yapar sanırım.

Zaten Ağustos başında mecbur dönmem lazım, kuzenim evleniyor düğünlerden nefret ediyorum ama bu kez gitmek zorundayım. Oradan da İstanbula geçiyorum, uçak biletimi 7 Ağustos'a ayırttırdım. Cuma günü Egedeyim, neler olacak merak etmekteyim.

Tatil dönüşü herşeyi aktaracağım. Orada ya çok mutlu olacağım ya çok mutsuz ortası yok biliyorum ama yinede ilk ihtimalin olmasını düşünerek riske giriyorum ve gidiyorum .

14 Temmuz 2009 Salı

Benimde artık bir dövmem var :)

1 hafta önce arkadaşla bir cafedeydim muhabbet falan derken baya oturduk sonunda artık kalkalım biraz dolaşalım dememizle bir baktım sol tarafımızda bir dövme salonu var, dedim hemen içeri giriyoruz dövme yaptırıyorum.
Kız şok oldu, nasıl yani Tuana ciddi misin, bir düşünseydin falan diyor dedim gayet ciddiyim hadi giriyoruz içeri.

Esas salon apartmanın 2. katındaymış çocuk bizi götürdü, resmen muayehane gibi bir yer, her yerde deri koltuklar falan fişman, çocuk diyor ne yaptıracağına karar verdin mi dedim yusufçuk yaptıracağım sırtıma ama nasıl olacağını bilmiyorum internet var mı dedim hemen geçtim bilgisayarın başına googledan arattım ve bu şahane modeli gördüm, budur diyerekten hemen dövmenin yapılacağı odaya geçtik.

Arkadaş bir cins ben orada acıdan öleyim kız videomuzu çeksin, koyun can derdinde kasap et hesabı. Olmaz Tuana bunun görüntüsünü almamak olmaz deyip duruyor. Bende içimden ya sabır ya selamet diye diye dövmemi yaptırıyorum o esnada.
Dövmecide bir enteresan, tutmuş memleket falan soruyor ben acıdan kıvranıyorum cevap verecek halim yok, konsantre olmuşum acıyı hissetmemek için, Tuana iyi misin sen hiç sesin çıkmıyor diyor, napayım türkü mü söyleyeyim öyle bir acıyor ki çaktırmamaya çalışıyorum yanaklarımı öyle bir ısırmışım ki 3 gün ağzımın içi paramparça dolaştım.
Çocuğa diyorum daha ne kadar sürecek yarım saat dedi ben allah dedim bittim.
Acının doruğundayım yarım saati geç 10 dakika dayanacak halim kalmadı.
Bu soruyu sorduktan beş dakika sonra aynayı tuttu ve dövme bitmişti, hele şükür :)
Dövmeye nasıl bakacağımı falan anlattı, bir de tutmuş facebooktaki gruplarının adını falan yazıyor reklam yapacak ya acıyla kıvrana kıvrana çıktım oradan.
Eve gideceğim fakat nasıl, ablama söylesem mi söylemesem mi tereddüt ettim baya.
Ama ben gizli kapaklı iş yapabilir miyim tabii ki de hayır, zaten eve girmemle ablam noldu birşeyin var demeye başladı. Dedim gel sana birşey göstereceğim açtım sırtımı ablam şok.
Tuana sana inanamıyorum neden herşeyi burada yapıyorsun demeye başladı.
Çünkü lisedeyken de beni bir cafede bırakıp yarım saat bekle burada işimi halledip geleceğim demişti ve ben yine anlık bir kararımla kaşıma piercing yaptırmıştım tabi ablam yine şok :)

Sonunda yumuşadı, iyi güzel olmuş dedi de kapandı konu, ertesi günde abdest olayını iyice araştırmış gelmiş diyor ki abdest geçiyormuş, geçer tabi geçmez olur mu hiç :)
Dövmeyi yaptıralı 1 hafta oldu şu an kızarıklığı geçti ama incecik bir kabuk bağladı onun düşmesini bekliyorum. Sürekli çantamda merhemle dolaşıyordum kurumaması için ama nafile, kabuk bağladı. Yaptırdıktan sonrası daha da bir zahmetli. Duşa dövmeyi vazelinleyip giriyorsun, saat başı merhem sürüyorsun falan filan.
Ama güzel oldu ya, pişman değilim :))
Not : Fotoğraftaki dövmenin daha ufağı ve renksizi benim dövmem ama düzelmesini bekliyorum düzelsin hemen kendi dövmemin fotoğrafını koyacağım :))

12 Temmuz 2009 Pazar

Yine başa sardım

Birinden etkilendiğimi sanıp 2 günde tüm hislerim yok olunca yine başa sarıyorum, elim telefona gidiyor ve o kadar içimden yapma dememe rağmen mesaj atıyorum ona.
Yine böyle oldu ve tekrar bu kısırdöngünün içinde buldum kendimi.
Ve şansa bak ki aynı şehirdeydik hal böyle olunca görüşmemek olmazdı...

Sabah uyandığım gibi 1 saat sonra görüşelim mi diye mesaj geldi ondan, ben uyandıktan bir saat sonra bırak biriyle görüşmeyi zar zor konuşurum ama söz konusu o olunca tabi hemen alelacele hazırlanıp çıktım evden. Buluşacağımız yere gelmeden bir büfeden su alırken zamanlama süper deyip sırtıma dokunmasıyla karşımda buldum onu.

Sonra buradayken gittiğimiz mekana gittik Türk kahvelerini söyleyip başladık konuşmaya,
3 saat başbaşa konuştuk.
Sonunda başbaşa konuşabilmiştik o kadar zamandan sonra.
Her görüşmemizde yanımda ya onun ya benim arkadaşım olmasından sinirim bozulmuştu artık.
Bu anın tadını çıkartmak istiyordum ve sanki onu ilk kez görüyor gibi gülüşünün güzelliğine kapılıp gitmek...
Zaten söylemeden edemedim, suskun kaldığımız bir an ne kadar değişsende gülüşün hep aynı, hep çok güzel dedim.
Bu cümleyi kurmama hayret ettim normalde duygularımı pek açığa vurmayan ben onun karşısında bambaşka oluyordum.
Çünkü kimseyi ruhumun kıyısından öteye sokmayan ben ona ruhumu teslim etmiştim.
Sadece O'nun yanında gerçek ben oluyordum belki de bu yüzden ondan vazgeçemiyordum bilmiyorum.

Herşeyden konuştuk, 3 saate ne sığdırılabilecekse sığdırdık fazlasıyla ve çok değişmişiz bunu anladık...
Eski zamanlardan, ilişkimizden, yaşadığımız şeylerden, ayrıldıktan sonra yaşadıklarımızdan, ilişkilerimizden, siyasetten, müzikten ne varsa konuştuk .. Hala onunla sohbet ederken hiç sıkılmıyorum o da öyle, bunu dile getirdi zaten.
Onun yanında acaba söylesem mi etsem mi diye bir derdim yok fazlasıyla doğalım belki de bu yüzden böyle. En doğal halimi sadece ona sakladığım için benim için bu kadar değerli.

Hem o hem ben o kadar değişmişiz ki, tekrar başlasak sıfırdan bir ilişkiye başlamak gibi birşey olur sanırım. Tek değişmeyen yanı hala o koruma isteği, hala korumaya çalışıyor beni sanki hala onunmuşum gibi.

Çevremdeki insanların çoğu onunla başlamamdan yana taraftar değil ki bende başlayacağımızı sanmıyorum çünkü o elektriği alamadım ondan. Eski sevgiliyle arkadaş olmak hiç tarzım değil ama böyle saçma sapan bir şekle girdik, ne kadar arkadaş kalabiliriz artık neler olur neler biter bilmiyorum.

Hep beni mi bulur

Bayadır yazamadım çünkü şehir dışındayım anca fırsat buldum yazmaya.
Yazmayalı yaşadıklarımı tek postta yayınlamayacağım çünkü kısa sürede baya şey yaşadım.
İlkinden başlıyorum :))

Ülkemizde baya nam salmış ve benim küçüklüğümden beri hayranı olduğum bir ismin yeğeniyle tanıştım. Benim için onunla tanışmak baya güzel birşeydi çünkü ezelden hayranlık duyduğum, kendisine şiirler yazdığım, vefat ettiğinde küçük olmama rağmen çok ağladığım bir ismin yeğeniydi. Dış görünüşü amcasının aynısıydı.

Ama görünüşü dışında amcasına pek benzemediğini anlamam fazla zamanımı almadı. Sadece amcasının adıyla prim yapıyordu.
Ablamlara ondan etkilendiğimi söylediğimde bir tanesi öyle bir tepki gösterdi ki telefonu suratıma kapattı, söylediği tek cümle '' Ne zaman beladan uzak duracaksın '' .
Haklıydı ya da ben senelerdir belaları üstüme üstüme çekiyordum karar veremedim.
Ya da bir arkadaşımın dediği gibi hayatta en önem verdiğim şey güçtü ve bir insan güçlüyse etkilenmem için yeterli bir sebepti, belki de doğru söylüyordu bilemedim.

Çok iyi anlaşıyorduk aslında, kısa zamanda her konuda fikirlerimiz uyuşuyordu. Herşeyden konuşabiliyorduk ve en güzeli ise aynı anda aynı cümleleri kurup sonra bu duruma gülmemizdi :)
Onunla beraber olursam aramıza yollar girecekti ama problem değildi, kardeşi zaten bizim okuldaydı ve kardeşini tanıyorum. Onun tabiriyle nerede olursam olayım onunla olduğumu herkes duyardı, bilirdi ona göre hareket ederlerdi.
Fakat kafamı birşeyler devamlı rahatsız ediyordu ve onunla sevgili olmaktan ziyade arkadaş olmak daha mantıklıydı benim için. Zaten ona sevgiliye hissedilecek tarz hislerim yoktu açıkçası sadece gücünden etkilenmiştim. Bu tarz insanlarla arkadaş olarak iyiydim ama sevgili olarak yapamayacağım aşikardı.

Kafamdaki soru işaretlerinin gerçek olduğunu öğrenip, hayal kırıklığına uğramam çok zamanımı almadı, bir değirmen dönüyordu onun hayatında ama nerden nasıl dönüyordu bu baya kafama takıldı. İyi bir üniversitenin iyi bir bölümünden mezundu, yüksek lisans yapıyordu. Ama kendi işini yapmıyordu ee o zaman ne iş yapıyordu, geçimini nasıl sağlıyordu ?
Sonunda bu tarz insanların ve bürokratların uğrak yeri olan bir mekanın sahibi olan bir abimle görüştüm, bunun ismini verdim ve nasıl biri olduğunu sordum.

Sonuç ne yazık ki tahmin ettiğim gibiydi. O'nu 3 yıl önceki mahkemesinden dolayı tanıyordu.
Başta konduramadım çek- senet tarzı birşey yapmıyordur diye ama birkaç telefon görüşmesine şahit olunca herşeyi anladım. Maalesef denilen herşey doğruydu.
Tekrar aradığında son olarak bir daha görüşmeyelim arkadaş olarak falan istemiyorum seni hayatımda dedim.
Gerekçe göstermemi istedi bende mafya tarzında olan, otopark, gece klübü işi yapan biriyle işim olmaz dedim. Bir sürü açıklama yapmaya kalktı ama yersizdi hepsi benim için.
Karar verdim bir daha kimin yeğeni olursa olsun amcasına dayısına olan saygımdan ötürü birine saygı duymayacağım ... Ne yazık ki bazı insanlar ölmüş akrabalarının üzerinden prim yaparak başka insanların canını yakmakta.
Bir daha bu tarz biriyle bırak oturup sohbet etmeyi, tokalaşmayacağım bile.

01 Temmuz 2009 Çarşamba

Unutulmaya yüz tuttun, unutuldun !


Herşey bitti, herşey. İçimde zerre kadar his kalmadı ona karşı, 2 yılımı heba etmişim yazık geç anladım.
Herkesin dediği şey çıktı, umduğunu bulamayacaksın dediler bulamadım.
Bıraktıgımdan beri bu kadar olumsuz değişeceğini bilemedim.
Yalancının teki olmuş meğer, yazık etmiş kendine.
Unutulan unutuldu sonunda, bitti ve ilk kez bitti derken mutluyum.
Gözümün önündeki perde geç te olsa kalktı, karanlıktan aydınlığa geçtim, bir sayfa kapandı gitti, unutulmayanlarda unutuluyormuş ve kimse vazgeçilmez değilmiş öğrendim ...

21 Haziran 2009 Pazar

En sevdiğime ve en sevenime

Perşembe günü babama yapacağım surpriz için O'na özel alışverişe çıktım, bir tane gri- siyah kol düğmesi ve gri pembe çizgili lacoste tshirt aldım.
O'na özel düşündüklerimi anlattığım videomu ve en sevdiği şarkıları tek tek hazırladım. Profesyonel çekim olan son fotoğraflarımı ve onunla olan tüm fotoğraflarımızı bir kutuya topladım, kapladım, üzerine de geçmişim, bugunüm ve geleceğime diye bir not ekledim. Babamın bayıldığı damla sakızlı dibek kahvesinden yarım kilo aldım üzerini kapladım, üzerinede ufak bir not ekledim her yemekten sonraki keyfin için diye birde gülücük ekledim.

O'na iki sayfalık bir mektup yazdım.
Tabi herşey bununla kalmadı bunların hepsinin sığacağı kocaman kırmızı kalpli bir kutu aldım.
Oradan çiçekçiye gittim bir tane kırmızı iki tane beyaz gonca aldım. Kutunun en üstüne onları yerleştirttim, güllerin üstüne de beyaz zarftaki mektubu koydum ve beyaz bir fiyonk yaptırıp hediyemi hazır hale getirttim.
Bundan sonrası basitti hemen kargoya verdim hediyemi ama o an yaşadığım mutluluk anlatılmaz.

Cuma günü beni aradı, telefonda ağlıyordu, o kadar mutlu olmuş ki beni çok sevdiğini bir kez daha işittim ondan, bende seni çok seviyorum dedim.
Kahveni içtim, mektubunu okudum, şarkıları dinleyeceğim birazdan dedi. Herşeyi o kadar ince düşünmüşsün ki kahve falan nasıl geldi aklına deyince bende güldüm ee olacak o kadar dedim, karşılıklı güldük. Onun mutlu olduğunu hissedince bende çok mutlu oldum. Biraz erken yaptım surprizimi ama olsun. Dün saat tam 24:00 'te aradım tekrar babalar gününü kutladım. Benim için senede bir kez değil ömrümün her günü babamın günü.

İyi ki varsın hayatımın en değerli varlığı, babam ...
Babalar günün kutlu olsun herşeyim.
SENİ ÇOK SEVİYORUM !

18 Haziran 2009 Perşembe

Kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı


Kaç gündür rüyada mıyım gerçekte mi henüz idrak edebilmiş değilim. Unutulmayan'ın dedesi vefat ettiği için hiç bizim konulara girmemiştim ilk günkü mesajlarımda, sürekli moralini sordum, annesini falan sordum öyle geçti.
Ertesi gün akşam ben Ferda ve Keremle beraberdim, onlarda unutulmayanı çok iyi tanıdığı için konuşuyoruz falan ne olacak diye. Derken dedik bütünlemeler başlamadan bir içelim, likör aldık.
Ben tabi oturduğum yerden su gibi içiyorum bu olanlardan ötürü artık dayanamadan '' Seni çok özledim '' yazdım. O da her zaman ki artistliğiyle '' Ben özlenmeyecek adam mıyım '' yazınca sinir oldum haliyle. Ve '' Görmeyeli çok değişmişsin '' yazdım o da '' Ne anlamda '' yazdı '' Bende demeyi unutmuşsun '' deyince. '' Özlemez olur muyum özledim '' dedi böyle devam etti mesajlaşma faslı.

Dün memleketinden buraya geleceğini biliyordum ama mesaj atacağını düşünmedim hep ben attığım için, dün alışveriş merkezindeydim babama hediye falan aldım, tam çıktım bir baktım telefona mesaj atmış, napıyorsun nerdesin görüşebilir miyiz diye, ben şok tabi, salak salak gülüyorum sokağın ortasında :)
Tamam 1 saate anca gelirim uygunsan olur dedim, o 1 saati zor bekledim zaten. Ben heyecanla beklerken demesin mi basket maçı yapmaya çıkarttı çocuklar maç bitince görüşelim iyi dedim, 1.5 saat bekledim.
Ve nihayetinde görüştük, ben eşofmanları çektim gittim mekana hiç kasmadım kendimi, şöyle enteresan bir durum vardı, o kadar rahattı ki, yine aynı kendine güven, yine aynı artist havalar.

Ailelerimizden falan konuştuk, babamı sordu taşındı falan dedim, yalnız başına mı dedi, yoo dedim, annenle mi taşındı yoksa dedi çok mutlu bir halde ama öyle olmadığını söyleyince bir bakakaldı, şaşırdı, bense güldüm sadece.
O da babasını anlattı işte, tekrar Ankara'ya taşınacaklarmış, babası siyasetçi olduğu için.
1 sene sonra Amerikaya gidiyorum öyle istiyor babam dedi, ben durdum şöyle, kaç sene önce bu muhabbet vardı, zaman öyle çabuk geçmiş ki seneye okulu bitiyor bir garip oldum.
Gitme demek isterdim de bana düşmezdi böyle birşey demek. Üzüldüm ama.
Sadece zaman ne çabuk geçmiş dedim, sorma hemde öyle geçti ki anlayamadım dedi.

Bir süre konuşmadık, zaten ben başlattım hep suskunlukları, o konuşmasa susa susa duracaktık herhalde. Ben nedense kastım kendimi onun kadar rahat değildim.
O daha dün ayrılmışız gibi rahattı. İki saat muhabbet ettik, en son telefondan bir bebek resmi gösterdi, kim bu bil dedi bende yeğenin mi dedim, evet adı Tuana dedi. 1.5 yaşında olmalı deyince evet 1.5 yıl vay be dedi. Sustu bir süre.
Biliyordum zaten adının Tuana olduğunu doğmadan önce söylemişti bana adının ne olacağını.
Kalktık, arkadaşlarla içeceğim dedemin vefatından ötürü hiç ağlamadım, artık ağlamıyorum ama bugün ağlayacağım dedi.
Bende baya değişmişsin, artık ağlamıyorsun demek dedim.
Gülerek, ağlamıyorum artık senden beri, erkek adam olduk bak dedi güldü dalgaya vurdu.

Böyle geçti işte, bilmiyorum ne olacak, nasıl olacak...

11 Haziran 2009 Perşembe

Kutularda kalan mazim


Babam taşınırken buraya uğramıştı ve bana ait birşeyler bırakmıştı.
4 tane kutu vardı, açmadım bir aydır hiçbirini, bakmadım içinde neler var diye.
Oysa geçmişim varmış o kutularda, yüze yakın mektup, bir sürü cd, kaset bir ton şey.
Ben ilkokul ve ortaokul dönemimde tüm paramı kasetlere cdlere yatırırdım, Melih Kibarın bir cdsi duruyordu önümde, Orta 2. sınıftaydım o zamanlar oysa daha dün yaşamış gibiydim herşeyi... O yıl kimin doğumgünü varsa o cd'yi hediye etmiştim.
Her sene böyle bir hediye cd'im olurdu benim.

İlhan İrem'in Bezgin albümü vardı en altta, ablam vermişti onu bana, geceleri o albümle uyurdum. Ayna'nın tüm albümleri karşımda duruyordu oysa çok uzun zamandır Ayna dinlemiyordum ama o zamanlar sürekli dinlerdim lojmanda boş bir daire vardı misafir dairesi oraya geçer walkmanimi alır dinlerdim bir de kedimiz vardı o da gelirdi yanımda.
Best of Tanju Okan albümlerinin renkleri solmuştu, annem almıştı O'nu bana.
Yüzden fazla kaset ve cd vardı kutularda. Her birinde başka bir anım olan.
Sahiden ben üniversiteye gelene dek geceleri müzik çalmadan uyuyamazdım, sabaha dek çalardı o müzik durmaksızın.

Cdlerin arasında biraz eskimiş bir cd vardı ve üzerinde Tuana fotoğraflar 2006 yazıyordu, heyecanlandım çünkü 2 sene önce sildiğim ve yırttığım ''biz''e ait olan tüm fotoğraflar buradaydı.
Hemen taktım cd'yi, fotoğraflar öylece karşımdaydı, kalakaldım bir süre, donuk donuk baktım ekrana...
103 fotoğraf vardı karşımda, çoğunda da '' biz ''

Belki cd'yi atmalıydım, belki hiç arşivime eklememeliydim ama yapmadım, bilgiyasarımdaki İstanbul klasörüme gizli arşiv olarak koydum onu...
Bakmam dedim kendi kendime bir daha bu fotoğraflara bakmam ama sadece bende olsun bunu bileyim yeter.
Çok değişmişim bunu farkettim, oradaki çoğu fotoğrafta gülerken şimdiyse fotoğraflarda gülmeye zorlanan bir insan olmuşum, gözlerim daha parlakmış o zamanlar, mutluluğum çok barizmiş.
Şimdiyse...

Bunca zaman sonra nereden çıktı bu fotoğraflar, unuttum demiştim sana dair ne varsa unuttum.
Ama bu fotoğraflar kendi kendimi aldattığımın gerçeği olarak karşıma dikildiler öylece, kabullenmedim hiçbirşeyi. Unutmuştum aslında çoğu şeyi ...

06 Haziran 2009 Cumartesi

Sonunda bitti


Az önce Cenkle ayrıldık, bitti.
Üstümden bir yük kalktı sanki, O'na rol yapamadım olmadı, hayat sahnesinde rol oynamakta beceriksizim.
Kendisi istedi böyle olmasını, O dedi seveceğin günü beklerim diye ama kaldıramadı sonunda.
Her halimden ve her hareketimden onu sevmediğim barizdi, arkadaşlarım bile söyledi bunu.

Sadece sevilmek yetmezmiş, sevmek te gerekmiş, bir kalbe iki kişi sığmazmış.
Sırf birisi çok seviyor diye onunla bir ilişki yaşanmayacağını anlamış oldum.

03 Haziran 2009 Çarşamba

Aksiliklerle dolu bir hafta


Herşey geçen hafta cuma günü düşmemle başladı, kampus çıkışında öyle bir düştüm ki dirseklerim, dizlerim paramparça. Sol dirseğim feci halde ve ben solak bir insanım düşünün yani halimi. Herşey bununla kalsa iyiydi ama maalesef kalmadı.

Düştüğüm gün yanımda sınıftan İpek diye bir arkadaşım vardı, haliyle beni tek bırakmadı taksi çağırdık eve geldik, pansuman falan derken laf lafı açtı ve benim 6 aydır onunda 5 aydır konuşmadığı bir kızdan açıldı konu, konu açıldıkça kızın yaptıklarıda iyice ortaya çıktı.
Ve bu kız benim buradaki en yakın erkek arkadaşlarımdan birine aşıktı önceden ve şu anda onun ev arkadaşıyla çıkmakta, tam dallas yani. Benim arkadaşta onunla bir aydır konuşmuyor, evden ayrılmayı falan planlıyordu hatta.

Neyse o gün İpek çenesini tutamadı ve bizim arkadaşı aradı herşeyi anlattı ve o andan itibaren ortalık karıştı, olayla alakam yokken birden olayların ortasında buldum kendimi.
Olayın tek iyi yönü, kızla sevgilisinin evden ayrılması oldu, arkadaşımın evden ayrılmasına gerek kalmadı. Bir ton aksiyon oldu, detaylı yazmak isterdim ama olanları hatırlamak dahi istemediğimden yazmıyorum.
Olaylar kapandı diye rahatlarken bu kez de belimi incittim, doktor 4 tane iğne ve kas gevşetici merhem verdi ama bende tık yok, hala aynıyım.
Berbat bir durumdayım yürürken zorlanıyorum, oturmak desen oturamıyorum, çok fena acı çekiyorum.

Biri beddua ettiyse geri alsın ya, bir haftadır her gün yeni birşey oluyor bana, bir an önce şu aksiliklerden ve ağrılardan kurtulmak istiyorum :((((

24 Mayıs 2009 Pazar

Acımasız

Cenkle bir konuşmamızın ortasında dediğim lafa bak; '' O bile bana bu kadar karışmadı sen karışamazsın, unutma sana aşık değilim'' .
Söylediği tek şey; '' Çok acımasızsın, sağol '' oldu.
Rol yapmayı becerebilseydim keşke, bazen kontrol edemiyorum kendimi kırılıyor kalpler sonra içim sızlıyor söylediklerime.
Bazen diyorum ki keşke etkilendiğim birisiyle beraber olsaydım, sırf beni çok seviyor diye biriyle olmak hata belki de. Hoşlanıyor muyum evet ama sırf beni çok sevdiği için bu hoşlantı.
Sevmekse bazen çok uzak geliyor bana, bazense seviyor gibi oluyorum ama tam anlamıyla sevmek yok henüz.

'' Seni seviyorum '' kimine göre çok basit bir cümle, söylemesi de çok kolay ama bana göre öyle değil işte. Az söylenmeli ki anlamı yitirilmesin, inanmıyorum bu laf çok söylenince değeri kaybolmaz diyenlere. Ben sevmem ikide bir seni seviyorum denilmesini, kolay kolay da diyemem zaten kandıramam kimseleri, dedim ya duygularımı belli etmekte acizim ben, bu yüzden büyük kayıplarım.

Acımasız, acımasız, acımasız ...
Ben miyim bu sıfata layık, olamaz !
Bak acımasız da oldum sonunda, daha ne sıfatlara bürüneceğim kim bilir, sayende...

Sponsor koordinatörü

Bir haftadır aşırı derecede gerginim çünkü daha önce hiç yapmadığım bir işe bulaştım; sponsor koordinatörlüğü. Ben ne anlarım sponsor ayarlamaktan. Sanki film yapımcısı benim yok böyle bir ciddiyetsizlik.
Bir sürü firmaya gittim görüştüm, yok olmuyor iş bitirici biri değilim ben, sanki talep edilen parayı ben ödeyecekmişim gibi kasıla kasıla söylüyorum.
Birde şu an Türkiye'nin en fazla izlenen dizilerinden birinin sponsoru ile görüştüm adam bana resmen Akp'den adamınız var mı dedi, cidden. Şok oldum kaldım böyle, adam zaten hacı hoca tipli birşey, Akp'den meclisten tanıdığınız var mı diyor ya, sponsorluk işi bile siyasetle dönüyormuş helal.

Neticede aradım yönetmeni durumları izah ettim yapımcıyla görüşmek istiyorlar falan diye, adam telefonda bağırıyor sen sponsor koordinatörüsün bunlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyor mu, biz yapımcıyla tekrar geleceğiz dedi bende kusura bakmayın adamlar kayla almıyor bu iş bana iki gömlek büyük dedim adamda güvenimizi boşa çıkarmayacaksın falan dedi sonra tamam dedim kapattım. Ya ben kimim allahaşkına altı üstü bir öğrenci bu kadar.

Yahu sponsor koordinatörlüğü kim ben kim, benim ne işim olur sponsor ayarlamakla, hayatımda bir sponsor ayarlamış insan değilim, hayır birde kasılan bir tipim adamlara rakam bile veremiyorum pat diye.
Ayrıca yapımcı yapmaz mı bu işleri ben nasıl koordinatör oldum onu da anlamadım var bu işte bir iş te hadi hayırlısı.

Anlayacağın blog sapasaçma haller içindeyim, karar verdim birazdan yönetmeni arayıp ben yokum diyerek bu gerilime bir son vereceğim
Sponsor koordinatörüymüş peeeeh ! Bir daha boyumdan büyük işlere karışmam artık bu da bana ders olsun.